Taşıyıcı anne ya da “haydin çocuklar batıya”

...

“Kitabın ortasından” ifadesiyle, biz Osmanlının frekansını; kendi değerlerinden batıyı çevirdiği zamandan beri, lisanı halimizle ve hatta lisanı kalimizle sarahaten çocuklarımızı batıya yönlendiriyoruz. Eğitim sistemimiz, bilimin tarihini yapan kendi bilim adamlarımızı yok sayıp onun yerine batının çakma “filozoflarını” koydu. Aslında onların birçoğunun bilim değil filim adamı olduklarını gözden kaçırdı. Halbuki onların birçokları Müslüman alimlerin eserlerinden çalmışlardı. Haçlı savaşlarında İslam diyarının devasa kütüphanelerinden yağmalanan birçok el yazması eser, çapul edildi. Sonra bu eserlerin asıl yazarın isimleri yok edilip yerine herhangi bir batılı filim adamının ismi yazılarak piyasaya sürüldü.

Osmanlıyı dağıtan batı hayranı ittihat ve terakki cemiyeti vb. mahfillerde kümelenen sebataist, mason, dönme vs. karanlık loca neferleri ise büsbütün İslam düşmanı olduklarından tamamen İslam ümmetini batıya ram eylemek için çalıştılar ve çalışmaya devam ediyorlar. Örneğin bu mahfillerin kontrolünde 1947 yıllarında imzalanan “fulbright/ful brayt” anlaşmasıyla eğitim sistemimizin yuları, ABD’nin eline verilmiştir. Bu anlaşma gereği eğitim komisyonunun başkanı, ABD’nin Türkiye büyük elçisidir. Bu facia ayrıca özerinde durulması gereken bir konudur.

Yani bu ve benzeri nice sinsi planlarla nesillerimiz batı hayranı olarak yetiştirilmektedir. Aslında bataklık ve kapkara olan batı, nesillerimize ak ve pak olarak lanse edilirken, kendisinin arı-duru ecdadı ve ataları ise kapkara gösterilmektedir. Bunun sonucu olarak yıllardır nice zeki, kabiliyetli ve seçkin gençlerimiz, ellerine fırsat geçtiği anda kapağı batıya atmaya devam etmektedirler.

Çocuklarımızı bizim annelerimiz 9 ay karnında, 5 yıl kucağında ve ömür boyu da yüreklerinde taşıyorlar. Ama çocuk tam eli iş tutmaya başlayıp bu cefakar annesine, fedakar babasına ve ekmeğini yiyip suyunu içerek büyüdüğü vatanına hizmet etme çağı geldiğinde bir de bakıyoruz ki, çocuk kayıp gitmiş. Biz anne babalar ve büyükler, çocuğun fiziki yapısını imar ederken, onun manevi yapısını ihmal ediyoruz. Hele batının kontrolündeki eğitim sistemi, kendi çocuğumuzu bize yabancılaştırmış ama biz farkında bile olamamışız. Yıllardır batıyla ilgili dillere sakız olan; “muasır medeniyet” “demokrasinin beşiği” “rüyalar ülkesi” “özgürlükler ülkesi”  vb. ifadeler, hep batıyı nesillerimize şirin göstermek için uydurulmuş tatlı yalanlardır.

Bu sürecin en büyük katili ise sosyal medya denen canavardır. Tüm cepheleriyle medya; nesillerimizi bizden çalmak için elinden gelen sinsi plana imza atmaktadır. Medya batının kapkara yüzünü ve kanlı pençelerini perdelerken, kendi değerlerimizi ise nesillerimiz “gericilik” “irtica” “baskıcı” “çağdışı” ve daha birçok yalanlarla karalamaya devam etmektedir. Kadın tüccarlarının henüz çocuk yaştaki kızları tuzağa çekip seks kölesine dönüştürmesi ne kadar çirkin ve büyük bir cürümse, medyanın nesillerimizi türlü yalanlarla bizden çalıp alması da aynı cürümdür. Bir farkla ki, kadın tüccarları, sadece fiziki güzelliği olan kızları tuzağa çekiyorlar. Batının bataklığı olan medya ise; erkek-kız, güzel-çirkin ayırmaksızın tüm nesillerimizi çalıp kendilerine köle yapmayı hedeflemektedirler.

Taşıyıcı annelik nedir?

Tıbbi manadaki taşıyıcı annelik ne İslam’a ve insani değerlere göre caiz olmayan, nesilleri veledi-zina yapan bir uygulamadır. Bu uygulamayı yapan kimseler, “ahiret” “helal-haram” diye bir inancı olmayan çiftlerdir ve bunlar kendi istekleriyle bu tuzağa düşmektedirler. Bizim burada asıl kast ettiğimiz, yukarıda kısmen değindiğimiz cefakar annelerin, farkında olmadan “taşıyıcı anne” konumuna düşmeleridir. Evet evlatlarını bin bir çileyle büyüten nice anne babalar, bilerek veya bilmeyerek evlatlarını kendi düşmanlarına kaptırmaktadırlar de farkında değiller. Yani iki çeşit taşıyıcı annelik var ve ikisi çok farklı. Bu farklardan bazıları şöyle özetlenebilir.

“Biyolojik taşıyıcı Anne” icabında anlaşma yaptığı çiftlerden bir ücret almaktadır. Ama öz çocuğunu batı kültürüne kaptıran “Gerçek anne” ömür boyu bin bir çile ve masraflarla büyüttüğü çocuğunu karşılıksız batını hizmetine sunmaktadır.

“Taşıyıcı anne” taşıdığı çocuğun başkalarına aidiyetini kabullenerek taşıdığından doğumdan sonra anneliği bitmektedir. Ama “gerçek anne” batıya kaptırdığı çocuğunu ömür boyu yasını tutmak zorunda kalacaktır.

“Taşıyıcı annenin” çocuğu genetik olarak ait olduğu ebeveyne hizmet edecektir. Ama “gerçek anne”nin çocuğu başkalarına hizmet edecektir.

Taşıyıcı annenin çocuğu dostlarına hizmetçi olacaktır. Ama batı kültürüne kaptırılan geçek annenin çocuğu düşmanına hizmetkar olacaktır.

Sonuç olarak; bataklık olan batı için “taşıcı anne” ve “hamal baba” olmak istiyorsak, nesillerimizi kendi değerlerimiz, yeni İslami ve insani değerler üzere yetiştirmek zorundayız. Ruhunu batıya satmış olan karanlık odakların tüm sinsi tuzaklarından nesillerimiz uzak tutmak zorundayız. Bu konuda devlet ve millet olarak gerekli tüm tedbirleri acilen almak zorundayız. Subheneke... Bihamdike... Esteğfiruke...

Etiketler :
Diğer Yazıları

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
0 Yorum