Medya etiği ve dezenformasyon

...

Yeni iletişim teknolojilerinin gelişimi, medya alanında yapılan haber çalışmalarında ciddi bir dönüşüm yaşanmasına neden olmuştur. Bu gelişim ve dönüşüm sonucunda kamu yararı misyonu sahibi olan gazetecilerin yaptıkları haberlerin güvenirliliği sorgulanmaya başlamıştır. Yandaş, candaş ve yoldaş gibi lakaplar takılan gazetecilerin televizyonlarda siyasi parti temsilcisi gibi söylemlerde bulunması ise medya etik kurallarımızla ters düşmektedir. Gazeteci bir spor kulübü taraftarı olabilir, fakat bir spor kulübü sözcüsü veya taraftarı gibi hareket edemez kuralımız unutulmuştur.

Kişisel görüşler, inanışlar ve hisler ise nesnel esasların yerini almış, bu durum gazeteciler olarak bizlerin özeleştirilerde bulunmamıza neden olmuştur.

Geçtiğimiz günlerde televizyon ekranlarından “Karne hediyesi et alan çocuk” haberini hatırlarsınız. Tam olarak bu olayı dezenformasyona örnek olarak verebiliriz. Muhabirin çocuğa nasıl konuşacağını kayıt öncesi anlatması, bir çocuk ile nasıl röportaj yapılması gerektiğini görmezden gelmesi, ilkelerimiz ve medya etik kurallarına ters düşmektedir.

Özellikle salgın, doğal afet, seçim dönemleri veya toplumu yakından ilgilendiren önemli konularda dezenformasyonun daha fazla artış gösterdiği ortaya çıkıyor.

Dezenformasyonun en yaygın yaşandığı alan ise ‘Sosyal Medya’dır. Sosyal medyanın ülkemizde hızlı bir şekilde kullanımı yaygınlaşmıştır. Bu durumun olumlu etkileri olduğu gibi sosyal medya aracılığıyla sahte haberlerin hızlı bir şekilde kamuoyunda yayılması olumsuz bazı durumları da meydana getirmiştir.

Hem geleneksel medya hem yeni medya ve sosyal medya ile yayılan gerçek olmayan haberlere, etik kurallardan ayrılmayan medya temsilcileri karşı mücadele vermişlerdir.

İsterseniz “gerçek olmayan haberler” ister “dezenformasyon” adıyla analım, bu tür maksadı kötü olan haberlerin hangi platformda yapılırsa yapılsın kamuoyunu yanlış yönlendirmekte ve toplumsal açıdan büyük yaralar alınmasına neden olmaktadır.

Şahsi inanışlar ve razı olduklarıyla gazetecilik yapmak gayretinde olanlar, hakikate dayanan araştırma gazeteciliğini unutmuşlardır.

Gerçek olmayan haberler gazeteciler tarafından veya sosyal medya aracılığıyla yayılmaya başladığında, daha sonradan gerçek olmadığı hakikati ortaya çıksa bile yapılan gerçek dışı haberler kamuoyunu etkilemeyi sürdürmektedir.

Bu gerçek dışı haberler ile kirlenen ortamı ortadan kaldırmak ve kamuoyunun sağlıklı bir şekilde oluşması çalışmaları yapan etik değerlere bağlı gazeteciler, doğru ve hakikati içinde barındıran haberlerle sürece katkılarda bulunması ümit verici bir durumdur.

Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Sosyal medya yasası olarak bilinen Basın Kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun’a, gazetecilerin karşı olduğu tezi bu sebeplerden dolayı gerçeği yansıtmamaktadır.

Hakikate ve medyanın etik ilkeleri ile standartlarına bağlı olan gazeteciler dezenformasyon ile zaten yıllardır mücadele etmektedir.

Medya kuruluşlarımız olarak yasa hazırlanması sırasında katkılarda bulunduk. Yasa yürürlüğe girmeden önce ve girdikten sonra da Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı ve Basın İlan Kurumu ile bir dizi görüşmeler yaparak, bu yasanın gerçek olmayan haberlerin yanlış kamuoyu oluşturmasına engel olması bakımından ne denli önemli olduğunu da vurguladık.

Fakat Dezenformasyon yasasında 29. Maddenin yer alması yasanın sansür yasası olarak bazı çevrelerce dile getirilmesine neden olmuştur. Ülkenin güvenliğine ve kamunun sağlığına saldırı yapılıyorsa zaten anayasaya göre ceza verilebilmektedir ve verilmelidir de zaten…

Bu hapis sözcüğünün 29. Madde ile yasanın içerisinde yer alması hem korku ortamı oluşturmuş hem ülkemiz ve ülkemiz dışında sansür yasası söylemlerinin yapılmasına neden olmuştur.

Tabi uygulamada nasıl ilerlenecek ve nasıl bir yol haritası çizilecek hep beraber göreceğiz.

Belki de bu madde, denetim mekanizmasının sağlıklı işlememesinden dolayı sosyal medya aracılığıyla yalan/yanlış bilgilerin dolaşıma sokulmasına engel olacaktır.

Bu madde medya etik değerlerimize karşı hareket sergileyen gazetecilerin mesleğimize ve kamuoyuna zarar vermelerinin önüne set olacaktır.

Karşı durduğumuz bu madde sosyal medyayı haber kaynağı kullanarak, yalan/yanlış haberleri teyit etmeden bazı gazetecilerin yayınlamalarını da ortadan kaldıracaktır.

Ferhat Yıldırım olarak bir medya mensubu olarak 29. madde, medyanın koruyucu meleği olarak anılabilir mi? diyerek kendi kendime soruyorum!

Kim bilir…

Göreceğiz…

“Dezenformasyon” (disinformation), yanlış bilgilendirme anlamına geliyor. İçeriğinde gerçek dışı bilgi kullanılan ve bir anlamda manipülasyon amacı taşıyan dezenformasyon genellikle kara propaganda olarak da bilinir.

Dezenformasyon ile sıklıkla karıştırılan diğer bir kavram olan “mezenformasyon” (misinformation) ise yanlış bilginin kasıtsız olarak paylaşılması anlamına geliyor.

Dezenformasyonun gerilimler yaratarak, demokratik kurumlara olan güveni sarsarak çevrim içi nezaketsizliği yaydığı ve toplumları kutuplaşmaya ittiği gerekçesiyle birçok ülkede yasal düzenleme yoluna gidildi.

Etiketler :
Diğer Yazıları

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
0 Yorum